|
'Konya tarımında yeni bir çığır açılıyor' |
|
Yazar Administrator
|
|
05 08 2008 |
Selçuk Üniversitesi ve Özel İdare iş birliği ile Seydişehir'de Tıbbi ve Aromatik Bitki yetiştirilmesi projesi hayata geçirildi. Türkiye'de ilk olması bakımından büyük önem arz eden proje hakkında bilgi veren Vali Osman Aydın, "Her köyü ayrı bir proje ile kalkındıracağız" dedi.
Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Mehmet Babaoğlu ve Doç. Dr Yüksel Kan'ın başkanlığında Tıbbi ve Aromatik Bitki yetiştirilmesi projesi hayata geçirildi. Türkiye'de ilk olması bakımından büyük önem arz eden çalışma hakkında bilgi veren Seydişehir Ziraat Fakültesi Öğretim görevlilerinden Doç. Dr. Yüksel Kan, Konya'nın ilaç, kozmetik ve gıda alanında önemli bir potansiyele ulaşacağını söyledi. Tıbbı ve aromatik bitkilerle ilgili araştırmaların her geçen gün kapsamlı olarak yapıldığını belirten Kan, "Selçuk Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi işbirliği ile yürütülen "Güdümlü ileri teknoloji geliştirme projeleri" kapsamında katma değeri artırılabilecek tıbbi ve aromatik bitkiler ile ilgili ülkesel 2 ayrı proje yürütüyoruz. İlaç, kozmetik, gıda gibi sektörlere hammadde veren Ekinezya ve Meryemana Dikeni başta olmak üzere Adaçayı, Tıbbi nane, Kekik ekimini gerçekleştirdik. Tahminlerimizin üzerinde ürün elde etmeyi hedefliyoruz" dedi.
ŞİFALI BİTKİLER
Ekineza isimli bitkinin özellikle vücut direncini artırıcı etkisinden dolayı doğal bağışıklık sistemini güçlendiren bir etkiye sahip olduğunu belirten Doç. Dr Kan, 'Bu bitkiden sprey ve damla formunda ilaç geliştirilmiş olup Sağlık Bakanlığından ruhsatlandırma safhasına gelindi. Ayrıca ekinezyadan elde edilen aroma ve tıbbi değeri yüksek maddelerin şeker, çikolata gibi bazı gıda ürünlerine doğal katkı maddesi olarak kullanımı üzerine çalışmalar devam ediyor" şeklinde ifade etti. "Yetiştirilen ve endüstriyel olarak değerlendirilen bitki Meryemana dikeni olduğunu belirten profesör, bitkinin karaciğer hücre yenileyici ve Siroz ve karaciğer hastalıklarını önleyebilecek özelliklere sahip olduğu için krem ve benzeri farmasötik preparatlar olarak ta kullanımı dikkat çekti.
TÜRKEYE'DE BİR İLK
Bu projeler kapsamında Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, İlaç, Kozmetik ve Doğal ürünler ile ilgili firmalarla işbirliği yürütülmekte olduğunu dile getiren Doç. Dr Kan, Selçuk Üniversitesi Teknokent Bünyesinde yapılacak olan endüstriyel boyuttaki pilot üretimlerle bitkisel kökenli ilaç hammaddesi üretimine geçilmesi planlanmaktadır. İlaç hammaddesine ilaveten kozmetik ve parfümeri sanayi için önemli hammadde olan uçucu yağ üretimi, gıda sektörü içinde doğal katkı maddesi olarak kullanılan aroma hammaddeleri üretimi hazırlıkları yapılmaktadır' dedi. 3 yıldır yürütülen deneme çalışmalarında İç Anadolu şartlarında bu bitkiler rahatlıkla yetiştirilmiş olup, İç Anadolu bölgesinde yetiştirilen bu bitkilerin Türkiye'nin hemen her tarafında yetiştirilebilineceği sonucuna ulaşıldığının altını çizen Doç. Dr Kan, 'Önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin ihraç edebileceği potansiyeli olan bitkiler olarak da üzerinde durulmalıdır' diye konuştu. Yapılan çalışmalarda emeği geçenlere teşekkür eden Vali Osman Aydın, "Üniversitemiz ile Özel idarenin ortak çalışması takdire şayan. Türkiye'de bir ilki gerçekleştiren üniversitemize teşekkür ediyorum. Bundan sonrada üniversite ve özel idaremiz ortak çalışmalarına devam edecek. Üretilen yeni bitkilerle hem köylülerimizin ürün alternatifi artacak hem de gelir seviyeleri yükselecek" dedi.
|
|
Son Güncelleme ( 05 08 2008 )
|
|
|
Kilo verirken neden zorlanıyoruz? |
|
Yazar Administrator
|
|
14 06 2008 |
Yeni yapılan bir çalışmaya göre, diyet uygulamak vücutta yağ hücrelerinin sayısını değiştirmiyor. Yağ hücreleri çocuklukta artıyor, yetişkinlikte kaybolmuyor.
İsveç Karolinska Enstitüsü?nden bilim adamlarının yaptığı araştırmaya göre, yağ hücreleri sayısı ergenlik çağında belirleniyor. Bu dönemden sonra kişi obez olsa bile yağ hücrelerinin sayısı artmıyor ya da azalmıyor.
Sonuçları Nature dergisinde yayımlanan araştırma sırasında, diyetle çok sayıda kilo veren kişilerde yağ hücreleri sayısında değişiklik saptanmadı.
Araştırma çerçevesinde, farklı yaşlarda yüzlerce çocuk, ergen ve yetişkin üzerinde inceleme yapıldığı, yağ hücreleri sayısının çocuklukta artarken yetişkinlikte değişmediği görüldü.
Doktor Kirsty Spalding, bu araştırmanın kilo vermek için diyet uygulayanlara kötü bir haber olduğunu belirterek, ?Bu, kilo vermenin ve verilen kiloyu korumanın neden bu kadar zor olduğunu açıklıyor. Söz konusu yağ hücreleri hiçbir yere gitmiyor ve daha fazlasını istiyor? diye konuştu. |
|
|
Türkiye'nin Tıbbi Bitkiler Herbaryumu Kuruluyor |
|
Yazar Administrator
|
|
14 06 2008 |
|
Ege Üniversitesi (EÜ) Eczacılık Fakültesi, Türkiye'deki tıbbi bitkilerin tanıtılması için herbaryum çalışması başlattı. Herbaryum, kurutulmuş bitki örneklerinin bilimsel bir ortamda saklanması anlamına geliyor. Fakülte çalışanları dağ dağ, ova ova gezerek bitkileri topluyor ve kayıt altına alıyor. Hangi bölgeden, hangi yükseltiden toplandığı yazılıyor. Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ulvi Zeybek, ülkemizdeki tıbbi bitkilerin tanıtılması için bilgisayar ortamında herbaryum programı hazırladıklarını söyledi. Prof. Dr. Zeybek, üç yılda tamamlanması gereken projenin ancak yüzde 30-40'ının biteceğini tahmin ettiklerini kaydetti. Zeybek, arazi aracı tasarruf tedbirlerine takıldığı için böyle bir gecikme yaşanacağını ifade etti.
Herbaryumda bitkinin daha tazeyken tayini yapılıyor ve bilimsel bir şekilde toplanıp kayda alınıyor. Ülkedeki tıbbi bitkilerin tanıtılmasıyla ilgili olarak bilgisayar ortamında herbaryum programı hazırladıklarını belirten Prof. Dr. Zeybek ve ekibi, arazi aracı ihtiyacını ya misafir hocaların yanlarında getirdikleri jiplerle ya da Orman Bölge Müdürlüğü'nün bölgelere giderken bindikleri araçlarla zorlu şartlar altında karşılamaya çalışıyor. EÜ Eczacılık Fakültesi Farmasötik Botanik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ulvi Zeybek, Anadolu florasında bulunan tıbbi bitkilerle ilgili çalışmayla adeta bir bitki haritası çıkaracaklarını belirtti. Zeybek, "Bunlar yalnızca Anadolu'da var. Kaybolup giderlerse, bu zenginliklerimizin kaybolduğunun bile farkına varmayız. O yüzden kayda alınması ve örneklerinin saklanması gerekiyor." dedi.
Bugün İngiltere'de misyonerlerin sadece kendi ülkeleriyle değil, bütün dünyayla ilgili bitki örnekleri götürdüğünü ve bunların saklandığı "Q Herbaryum" isimli dünyanın en meşhur herbaryumunun bulunduğunu hatırlatan Prof. Dr. Zeybek, Anadolu'dan da binlerce bitkinin oraya gittiğini anlattı. "Türkiye florasını bizden daha iyi biliyorlar diyebiliriz. Bitkilerimize bilimsel anlamda sahip çıkmamız gerekir. Bunda da üniversitelere büyük görev düşüyor." diyen Zeybek üniversiteler ticaret değil, bilim kuruluşu olduğundan dolayı desteklenmesi gerektiğini söyledi. Böylece bu tip herbaryumların kurabileceğini ve gidip doğadan bitkilerin toplanarak nesiller boyu aktarılabileceği kaydeden Prof. Dr. Zeybek, "Araziye çıkabilmek için jip gerekir, kayda girmek için eleman gerekir. Bunlar sağlandığı zaman üniversitelere güzel bir ağ oluşturulur. Her bir bireyin sivil toplum üyesi gibi davranması gerekiyor. Yurtdışından misafir hocalar geldiğinde, onların araçlarıyla gidiyoruz. Zaman zaman Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri Nif'e veya Spil'e çıktıklarında birlikte gidiyoruz. Kendimizinkiler arazi aracı olmadığı için mesela Samsun Dağı'na yaya çıkıyoruz. Jandarmadan izin alıyoruz. Projelere araç yazdığımızda, tasarruf tedbirleri sebebiyle üstü çiziliyor." diye konuştu. Avusturya ile ortak yeni bir AB projesi için Birleşmiş Milletlerden arazi aracını talep ettiklerini anlatan Zeybek, "Bir jeepin maliyeti belli. Şehir içinde kullanılan lüks araç istemiyoruz. Deri koltuklu olmasın, ben topladığım bitkileri buraya indireyim, laboratuvarımda düzenleyeyim. Bir tane bile olsa çalışmalarımızı rahatlıkla yürütebiliriz." dedi. Prof. Dr. Zeybek, uydu takip sistemi aracılığıyla koordinatları belirlenen araçlarla artık pusulaya bile gerek olmadığını, tıbbi bitkilerin başka bilimadamlarının eliyle koymuş gibi bulabileceğini sözlerine ekledi.
EÜ Fen Fakültesi'nin herbaryumunu babası Prof. Dr. Necmettin Zeybek'in kurduğunu, Eczacılık Fakültesi'nin herbaryumunun kurucusunun da o olduğunu anlatan Prof. Dr. Ulvi Zeybek, babasının oradaki bilgilerini Eczacılık Fakültesi'ne aktardığını söyledi. Burada Eczacılık Fakültesi'nin, Fen Fakültesi herbaryumundan farkının sadece tıbbi bitkilere odaklanması olduğunu anlatan Zeybek'in verdiği bilgilere göre tıbbi bitkilerin herbaryumunu Eczacılık Fakültesi oluşturmaya başladı. Bütün Türkiye'yi içeren bu çalışmayla Doğu Karadeniz'in bir yaylasından toplanan bitkiler de, Kuşadası Davutlar bölgesindeki toplanan bitkiler de, Samsun Dağı'ndan toplanan bitkiler de yer alacak. Türkiye'de 10 binden fazla bitki var. Bunlardan sadece 2 bin 800 kadarı herbaryumda kayıtlı. Büyük çoğunluğu da endemik denilen mahalli bitkilerden oluşuyor. Tıbbi olanların bazı alt türleri veya endemik türler çok küçük bir alanda bulunuyor. Oradan nesli tükenmemesi için bir veya iki tane bitkiyi söküp getiren ekip, uygun şartlarda kurutuyor ve kartonlara yapıştırıyor. Bitkinin familyası, cinsi, türü ve alt türü yazılıyor. Tohumlar da küçük zarfçıklara konuyor. Eğer döneminde toplanmışsa orada saklanıyor. Gerekirse botanik bahçesinde tohum katalogları oluşturuluyor. Canlı tohum örnekleri orada saklanıyor. Derin dondurulmuş ortamda saklanabilen ya da gereken dönemde kullanılmak üzere küçük küçük zarflarda muhafaza edilen bu tohumlar, uzun yıllar geçerse verimliliğini ve canlılığını yitiriyor.
Türkiye'de henüz tıbbi bitkilerle ilgili tam bir envanter çıkmadığını, çünkü küçük alan taramaları yapılmadığını anlatan Ulvi Zeybek, bunun çok zahmetli ve uzun yıllar alan bir iş olduğunu hatırlattı. Peter Davis'in "Floor of Turkey" isimli kitabından bahseden Prof. Dr. Zeybek, "1965'lerde yayınlanmış olan bu kitap, 12 ciltten oluşuyor. Kitapta, belirli bitkiler üzerinde ihtitas yapmış bilimadamlarının tayinleri bulunuyor. Mesela kardelen bitkisi var ki bu bitki, EÜ Eczacılık Fakültesi kataloğu ve herbaryumunda da mevcut." dedi. Zeybek, bu envanterden sonra 1965 ve 1966 yıllarında bulunan bitkilerin yerinde şimdi başka şeyler olduğunu anlatarak, "Ya fabrika kurulmuş, ya şehirleşmeden dolayı bir mahalle olmuş. Floor of Turkey kitabında, İzmir'in Güzelyalı semtinden toplanmış bitkiler bile var. Bugün Güzelyalı'da tek bir bitki bulamazsınız. Hattâ oradan, 'kokaryalı' diye bahsederler, o günük bitkilerin kokusundan esinlenilmiş. Mesela Manisa tepeleri de parsellendi, çeşit çeşit siteler yapıldı." şeklinde konuştu. (Cihan Haber Ajansı) |
|
Son Güncelleme ( 14 06 2008 )
|
|
|
Yazar Administrator
|
|
03 05 2008 |
|
..::ANDIZOTU::.. Alant, İnula helenium L., Syn: Aster helenium SCOP., Aster officinalis ALL., Helenium grandiflorum GILIB. At gözü otu Andız otu İndus otu Balgam otu
Familyası: Bileşikgillerden, Korbblütler, Asteraceae Drugları: Andız kökü; Helenii rhizoma Andız otunun sadece kökleri çay, tentür ve natürel ilaç yapımında kullanılır. Giriş: Andız otu Bileşikgillerin bir alt grubu olan Inulagillere dahil olup bu grupta 120 bitki bulunur ve bunlar 4 ana gruba ayrılırlar. Bunlar; 1) Inulagiller bu gruba Andız otu; İnula helenium, 2) Enulagiller, bu gruba Alman Andız otu; İnula germanica 3) Cupulariagiller bu gruba; İnula graveolens ve 4) Lam bardagillere; İnula crithmoides’i örnek gösterebiliriz. Bunlardan en yaygın olarak kullanılan ve bilinen tür Andız otu; İnula helenium’dur. İnula helenion kelimesinden türemiş olup İnula=güneş ve Helen=küçük sepet anlamına gelir. Türkçe Balgam otu diye anılması bu bitki kökünün balgam söktürücü olmasından dolayıdır. Dioskorides ve Plinius Andız kökünün öksürük, göğüs daralması, siyatik, mide zafiyeti ve diş sallanması gibi rahatsızlıklara karşı kullanmışlarıdır. Eski kitaplarda üşütme, mesane ve idrar yolları iltihapları, verem, kronik bronşit, boğmaca ve kronik ishale karşı kullanıldığını bildirmektedir. Vatanının Türkistan olduğu tahmin edilen bitki önce Türklerin hükümran olduğu Adriyatikten Japon denizine kadar geniş bir alana yayılmış ve son olarak da Amerika’ya götürülen bitki buralarda yetiştirilmiştir.
Botanik: Andız otu 60-250cm boyunda, çok yıllık bir bitki olup dikine yükselir ve sadece üst kısımlarında çatallaşma olur. Andız otunun birinci yıl sadece rozet yaprakları çıkar. Alt yaprakları uzun saplı, 15-30cm genişliğinde, 40-70cm uzunluğunda geniş mızrak veya oval şekilde, alt yüzeyi grimsi, üst yüzeyi açık yeşil renklidir. Orta ve yukarıdaki yaprakları gövdeye oturmuş olup külah şeklinde, kenarları hafif kertiklidir. Dikine yükselen gövde yuvarlak grimsi yeşil, yeşil veya erguvani renktedir. Çiçekleri 5-8cm çapında, uzun bir sap üzerinde, kenarına bir sıra altın sarısı renkli 2-3mm genişliğinde, 2-3cm uzunluğunda taç yaprakları ve göbekte küçük borucuklar şeklinde ve bakır sarısı renktedir. Çiçeği tutam kupa yaprakları üçgen veya eliptik şekilde, esmerimsi yeşil renklidir. Kökleri 1-2cm kalınlığında, 30-50cm uzunluğundaki koyu esmer renkli ana kökler ve onlardan çıkan narin saçak şeklindeki yan köklerden oluşur.
Yetiştirilmesi: Andız tohumları Mart-Nisan aylarında çamlık, yastık veya seralara dikilir ve Mayıs ayında fideleri bahçe veya tarlalara ekilir.
Hasat zamanı: En az iki yıllık Andız kökü ilkbaharda veya sonbaharda sökülerek yıkanır, dilim veya şerit şeklinde kesilerek gölgede veya güneşte kurutulur. Köklerinin bozulup küflenmemesi için kuru ve gölgede yani ışıktan ve nemden uzakta olmalıdır. Kökleri nemde kolayca küflenip bozulabilir. Kullanılması: a) Araştırmalara göre balgam söktürücü, idrar ve safra arttırıcı ve bağırsak solucanlarını düşürücü olarak kullanılır. b) Komisyon E’nin 05.05.1988 tarih ve 85 tarihli Monografi bildirisine göre; Andız kökünün nefes yolları, mide ve bağırsak rahatsızlıklarına ve de idrar yolları rahatsızlıklarına karşı kullanılabileceği beyan edilmiştir. c) Halk arasında; boğazda aşırı balgam, öksürük, boğmaca, astım, kronik bronşit, verem, üşütme rahatsızlıkları, mesane ve idrar yolları iltihapları, mide zafiyeti, mesane üşütmesi, ağrılı adet hali ve bağırsak solucanların karşı kullanılır.
Çayı: İnce kıyılmış andız kökünden 2 kahve kaşığı demliğe konur ve üzerine 300-400ml kaynar su ilave edilerek 5-10dk demlenmeye bırakıldıktan sonra süzülerek içilir.
Homeopati’de: Taze Andız kökünden 20gr ince kıyıldıktan sonra bir şişeye konur ve üzerine 80ml %70’lik Alkol ilave edilerek güneş ışınlarından uzakta muhafaza edilir. şişe iki günde bir çalkalanır ve 4-6hafta sonra süzülerek Homeopati’de <<İnula>> ismi ile anılan tentür elde edilir. Bu tentürden günde 3-5 defa 10-15damla 4-6hafta süreyle alınır.
Hastalığın belirtileri (semptom): 1) Rahim rahatsızlıkları 2) Leğen kemiği içindeki organların ağrıması ve çekme hissi 3) Bronş üşütmesi, kuru ve gıcıklı öksürük 4) Kalın ve çok balgam; özellikle yatınca ve geceleri artıyorsa 5) Gırtlakta gıcıklık ve kuru öksürük 6) Karında top gibi şişkinlik özellikle göbekte 7) İdrarın K.menekşe gibi kokması Bu gibi hallerde Andız tentürü gerekir. Yan tesirleri: Aşırı miktarda alınması kusma ve mide ağrısına neden olur ve de bazen de alerjiye sebep olabilir.
B) Türk Andız otu, Klebrige Alant, İnula viscosa AITON Çok yıllık, 50-150cm boyunda, gövde ve yapraklarında zamk gibi yapışıcı bir madde olduğundan Yapışkan Andız otu ve Türkiye’de yetiştirildiğinden Türk Andız otu diye de anılır. Yaprakları 2-3cm eninde, 3-7cm uzunluğundadır. Çiçekleri ise diğerlerine göre oldukça küçük olup 6-8mm çapındadır. Halk arasında açık yararlı iyileştirmek için yaprakları yararla sarılır. Birleşimindeki eterik yağ bitki haşereleri; böcekler ve sineklere karşı kullanılır.
C) Keşmir Andız otu, Kaschmir Alant, İnula racemosa Hoker Baştaki andız otunun biraz daha küçüğü (50-150cm) olup Keşmir, Altaylar ve Himalayalarda yetişir. Köklerinden elde edilen druglar antiseptik özelliklere sahiptir.
D) Alman Andız otu, Deutscher Alant, İnula germanica Çok yıllık, topluca bir arada yetişen bir bitkidir. Yaprakları mızrak şeklinde, uçları sivri, kenarları bütün ve değişken sıra ile dizilmiştir. Alman Andız otu 30-60cm boyunda, çiçekleri küre şeklinde, taç yaprakları altın sarısı ve tek sıra ile dizilmiştir. |
|
Son Güncelleme ( 03 05 2008 )
|
|
|
Şempanzeler ilham kaynağı oldu! |
|
Yazar Administrator
|
|
16 04 2008 |
|
BİTKİLERLE KENDİLERİNİ TEDAVİ EDEN ŞEMPANZELERDEN YOLA ÇIKILIP İNSANLARA İLAÇ YAPILACAK.
Afrika'nın doğusundaki Uganda'nın tropik ormanlarında bitkilerle kendilerini 'ustalıkla' tedavi eden bir grup şempanze, bilim adamlarına yeni ilaçlar bulma konusunda rehber oldu. 06 Aralık 2007 Perşembe 09:51
Afrika'nın doğusundaki Uganda'nın tropik ormanlarında bitkilerle kendilerini 'ustalıkla' tedavi eden bir grup şempanze, bilim adamlarına yeni ilaçlar bulma konusunda rehber oldu.
Aylardır bu şempanzeleri inceleyen bilim adamlarından Fransız veteriner Sabrina Krief, ilk kez insanlar için ilaç bulma amacıyla şempanzelerin gözlenmesinin bilimsel çerçevede yapıldığını belirtti.
Krief, Kibale bölgesinde, 50 kadar şempanzeyi izledi, hasta şempanzenin belirlenmesinin ardından bu hayvanın beslenme şeklini not etti ve idrar örneklerini tahlil etti.
Örneğin Krief bağırsak rahatsızlığı olan Yogi adını verdikleri bir şempanzenin 'Aneilema aequinoctiale' adlı bitkinin yapraklarını yediğini, daha sonra tedavisine parazitleri öldürdüğü bilinen 'Albizia grandibracteata' bitkisinin yapraklarıyla devam ettiğini gördü.
Makoku adlı ateşli ve halsiz başka bir şempanzeninse gün boyu hemen hemen sadece sıtmaya karşı etkili olduğu belirlenen 'Trichilia rubescens' bitkisinin yapraklarını yediği gözlendi.
Ugandalı ve Fransız bilim adamları bu araştırmayla şempanzelerin davranışlarını daha iyi anlamayı ve bunları yeni ilaçlara ışık tutan rehberler gibi kullanmayı amaçlıyor. |
|
|